Günde kaç saatinizi bilgisayarın önünde geçiriyorsunuz?

24/11/2009 · Kategori: saglikli-yasam


Gün boyu bilgisayarda oturduktan sonra aşağıdaki belirtilerden herhangi birini

yaşıyor musunuz?

·         Genel olarak bir yorgunluk hissi, bütün enerjinizin içinizden çekilip alındığını hissediyor musunuz?

·         Zihinsel olarak dağınıklık veya yorgunluk yaşıyor musunuz?

·         Gözleriniz kızarıyor, yanıyor, kaşınıyor mu?

·         Anlam veremediğiniz ani baş ağrılarınız oluyor mu?

·         Sinirli oluyor çabuk öfkelenebiliyor musunuz?

·         Sık sık nezle oluyor ve bir türlü iyileşmeyen halsizlik yaşıyor musunuz?

Bunlardan herhangi biri için ‘evet’ yanıtı verdiyseniz yalnız değilsiniz!

Yorgunluk, bitkinlik, ruh halinizde yaşanan ani değişimler ve yorgun gözler sık sık bilgisayar başında oturanların şikayetlerinden sadece bazıları!

Şu anda bilgisayarınızın başında otururken bir elektromanyetik radyasyon alanı içinde oturduğunuzun farkında mısınız?

Elektromanyetik alan içinde hem elektrik hem de manyetik içeren bir alandır. Bilgisayarın hem ekranından hem de kasasından yayılır. Cep telefonları, aydınlatmalar, mikrodalga fırınlar…bunların hepsi elektromanyetik alan yayar.

 

 

 Şunları bir düşünün…

  • Elektromanyetik alana uzun süre maruz kalan kişilerde kan ve meme kanseri riski artar
  • Japonya da yapılan araştırmalar günde 5 saat bilgisayarın önünde oturmanın düşünce ve uyku bozukluklarında ciddi artış yarattığını gösterdi.
  • İspanya’da yapılan araştırmalara göre cep telefonunun yaydığı radyasyon bir çocuğun beyin faaliyetini saatlerce etkiler ve değiştirirmiş ve zamanla davranış ve öğrenme bozukluklarına yol açıyor.
  • Bilgisayar ekranları 1 metre uzaklıkta bir mesafeye elektromanyetik radyasyon yayıyor.

 

 

Peki…sağlığınızı korumak için ne yapıyorsunuz? Vaktim yok, her şeye yetişemiyorum, yapamıyorum diyorsanız…

               0532...       ’ı hemen arayın..veya yesimbombatepe@yahoo.com adresine yazın… sağlığınızı nasıl koruyacağınız konusunda size daha detaylı bilgi verelim.

hızla geçen, yoğun hayatınızdan sadece bir saatinizi bize ayırın…

Bugün randevu alın size 15 dakika süren stres arındırıcı bir manyetik masaj yapalım…Kenkoseat ile tanıştıralım

Sağlığınız için ilk adımı atın…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ARPA ÇİMİ

24/11/2009 · Kategori: saglikli-yasam

 

 

Arpanın gerçek besin değeri onun tahıla dönüşmeden önceki genç yeşil yaprakları ve saplarındadır.

 

Arpa çimi, yani arpanın yeşil sapları ve yaprakları dünyada insanoğlu için doğumdan ölüme kadar tek başına tam besin desteği olabilecek özelliğe sahip tek bitkidir. İçinde sayısız vitamin ve mineral içerir. 6 cm civarındayken insanın tüm besin ihtiyacını karşılayabilecek bir bitki haline gelir ve ek olarak da klorofil desteği sağlar.

 

Arpa çiminde 5 adet B vitamini (B12 dahil) pantotenik asit ( B5 ) , B1, B2, B6 vardır. Ayrıca folik asit, , beta karoten, C ve E vitamini içerir.

 

Beta karoten ;  A vitamininin yapı taşıdır. Vücutta A vitamini haline dönüştürülür. Yapılan bilimsel araştırmalar beta karotenin serbest radikallerin ortadan kaldırılması ve yaşlanma olayının yavaşlatılması konusunda önemli bir madde olduğunu belirtmektedir. . Amerikan Kanser Derneğinin açıklamalarına göre ağız bölgesinde kanser gelişme riski ( yatkınlık bulunan risk gruplarında ) beta karoten alanlarda % 53 oranında azalıyor.

 

Son yapılan laboratuar tahlillerinde arpa çiminde 70' in üzerinde mineral bulunmuştur;  bunlardan bazıları ve en önemlileri sodyum, potasyum, kalsiyum, demir, magnezyum,  çinko, manganez ve fosfordur.

 

 

Doğal besinlerin genel özelliklerini sıraladığımızda Jade Greenzymes bu özelliklerin hepsine sahip en önemli doğal  besin desteğidir. Bu besleyicilerin bir miktarı koyu yeşil ve yapraklı sebzelerde de vardır. Ancak bu besleyicileri alabilmek için bu sebzelerden normalde tüketmenin mümkün olmadığı miktarlarda tüketmek gerekebilir. Sebze alımınıza Jade GreenZymes'ı hayatınızın bir parçası yaparak katkıda bulunabilirsiniz.

 

1.  Güç, enerji ve dayanıklılık sağlar,

2.  Zihinsel canlılık ve hafif derecede depresyonda tedaviye destek sağlar ,

3.  Besin dengesizliklerini düzeltir,

4.  Kolon sağlığı içerdiği diyet lifler sayesinde hep en üst düzeydedir

5.  Barsak hareketlerini ve sindirimi pozitif anlamda geliştirir, bu özellik bol su ile alındığında maksimuma ulaşır,

6.  Sağlıklı cildi destekler. Sebze proteini, saglıklı cilt, tırnak ve saçlar için önemlidir.

7.  Bağışıklık sistemini destekler,

8.  Antioksidasyon sağlar ve hücre hasarı + yaşlanmayı yavaşlatır,

9.  Detoksifikasyon (dolaşım ve kolon sağlığı açısından) sağlar,

10.  Sağlıklı bir kardiyovasküler sistemi destekler.

11.  Yapılan çalışmalar alerjik saman nezlesi, astım ve amfizem gibi solunum sistemi hastalıklarında yaşam kalitesini arttırıcı etkinliği olduğunu göstermiştir.

12.   Nefes ve vücüt kokusunda iyileşme ,

13.   Yaralar ve enfeksiyonlarda iyileşme sürecini hızlandırır,

14.   Eklem ağrıları ve yumuşak doku inflamasyonlarına bağlı ağrıları rahatlatır, azaltır,

15.   idrar söktürücü özelliğiyle tansiyon düşürülmesine katkı sağlar

16.   Kemoterapi tedavisi altındaki kanser hastalarında ilaçlara bağlı zararlı ( toksik ) etkileri azaltır,

17.   Çalışmalar kanser hücrelerinin büyümesini engellediğini göstermektedir,

18.   Ağız içi hastalıklarda özellikle dişeti problemlerinde azalma,

19.   Menapoz ve adet öncesi belirtilerde azalma ,

20.   Yüksek alkalizasyon etkisi ortaya çıkarır,

21.   Şeker hastalarında özellikle şeker düşmesi problemlerinde iyileşme ,     

 

 

Denemeye hazırsanız…                05...       ’ı hemen arayın ya da yesimbombatepe@yahoo.com' a yazın siparişinizi bugün verin.


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DÜŞÜNMEYE ALIŞMAK GEREK

13/4/2009 · Kategori: Kuantum


R.ŞANAL

Nasıl ki kaslarımız hareket ettikçe gelişiyorsa, Düşünce Gücü de düşünme alıştırması yapa yapa gelişir. Düşünce ilk anda sanıldığı gibi kendiliğinden oluşan bir iş değildir. Bunun için önce boşalmak ( ki bu da bir çabayla başarılır ), sonra istediğimiz konuyu aklımıza tesbih etmek ( çekmek ) gerekiyor.

Düşünceyi dış dünyaya yöneltmek ve onu düzenlemek için kullanmanın yanı sıra, asıl zor olan ve yapılması şart olan, düşünceyi kendi gönlümüze yöneltmektir. Kendi duygularımızı, davranışlarımızı objektif bir gözle irdelemezsek, giderek düşüncelerimiz de gerçek dışı olmaya başlayacaktır. O zaman kendimizi gerçeğe değil, gerçeği kendimize uydurmaya çalışırız.

Zihnimiz kendi haline bırakıldığı zaman başıboş dolaşan enerji girdaplarıyla dolar. Gelişigüzel bir şekilde, bir geçmiş anılarımız( O da çarpıtılmış olarak), bir gelecekle ilgili tasarılarımız danseder kafamızın içinde. Üstelik bütün bunlar, dışarıdan bizim bilinçli bir müdahalemiz yoksa, hep geçmiş kalıpları tekrar eden bir şekilde hareket eder.

" Alışkanlığın kısır döngüsü " diyebileceğimiz bu dinamik, şöyle gelişir: Diyelim siz matematiksel zekanızın olmadığına inanmışsınız. Bir sınava girdiniz ve karşınıza bir matematik problemi çıktı. Hemen ototmatik düşünce sisteminiz harekete geçer. "Bu problemi yapamayacağım" Neden? Çünkü gerekli formülü hatırlamıyorum" Neden? Çünkü " Benim matematik zekam zayıftır." İşte başlangıçtaki inancınıza geri dönmüş oldunuz. Böylece kader ağlarını ördü ve "Kendi kendini gerçekleştiren Kehanet" tekrar ortaya çıkmış oldu.

YANLIŞ KABULLENİŞLERİN ACIMASIZ EGEMENLİĞİ

Otomatik olarak, kabul ettiğimiz bir çok yargı vardır. Bazen bunları hiç ölçüp tartmadan kabul ederiz ve hayatımızı bu yargılarla göre düzenleriz. " Erkekler zaten böyledir", "Bu dünya sert dünyası" gibi kabullerimizin esaretinde kurarız dünyamızı. Ama bütün bunların doğruluğunu araştırmayız. Sonra da işler ters gitmeye, gerçekler gelip gelip yanlış yargılarımızı zorlamaya başladıkça, talihimize küser otururuz.

Eğer hayatımızı mutlu ve verimli kılmak istiyorsak bu " Yanlış Yargılar Hegomonyasından " kurtulmanız gerekiyor. Neden? Niçin? Nasıl? sorularını bu yargıların üstüne bombardıman etmeniz gerekiyor. Eğer tabii ki mutlu olmak ve verimli yaşamak istiyorsak!

Kim mutsuz olmak ister ki ? dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ne yazık ki, küçük yaşlarda mutlu olma alışkanlığını edinmemiş birinin "Mutlu olma hakkını" savunması çok güçtür. O kişi mutsuzluğun, verimsiz ve güdük bir hayatın doğal olduğunu düşünecek ve öyle yaşayacaktır. Çünkü düşünce alışkanlığı yoktur. Çünkü beyinsel bağlantılarının otoyol ağı vaktiyle kurulmamıştır. Bu bağlantı kurulmuş olsa bile yanlış kurulmuştur.

Ülkemizde hem eğitim sistemimiz, hem de kültürel kalıplarımız düşünmeyi teşvik edici değil düşünmeyi iğdiş edici bir yapıdadır.

Bu yüzden akıl dışı, gerçek dışı bir değerler sistemi kök salmıştır beyinlerimizin içine.
Bu yüzden insan hayatı mutluluğa, başarıya değil; mutsuzluğa ve başarısızlığa mahkumdur.
Bir yandan da düşünmeye başlamış, tartışan araştıran bir yeni dalga da oluşmuyor değil hiç şüphesiz. Bu iki kafa yapısı arasında gittikçe artıp gelen bir çarpışma ve tartışma anaforu oluşmakta.


BEYNİN VE BİLİNÇALTININ SONSUZ POTANSİYELİ

İnsan düşünce ve bilgi gücü neredeyse SONSUZ diyebileceğimiz bir potansiyele sahiptir. Aslında insan beyni "Sonsuzluğa Açılan Kapı" desek doğru söylemiş oluruz. Araştırmacılar, ortalama her beyinde 10.000.000.000 beyin hücresi olduğunu keşfettiler. Bu sayıyı daha bir göz önüne getirebilmek için şöyle bir örnek verebiliriz. Dünya'daki tüm telefon sistemleri ağı bir araya gelse, beyne oranla sıradan bir bezelye tanesi büyüklüğünde bir parça işgal eder ancak.

Herhangi bir dakikada beynimizde 100.000 ila 1.000.000 kimyasal reaksiyon yer alır. Eldeki bu verilerle bir beynin yapabileceği bağlantıların kaç olduğunu tahmin edersiniz? 1 den sonra yanına 10.000.000 kilometre daktiloyla yazılmış sıfırlar. Bir de buna beynin sağ yarım küresiyle sol yarım küresi arasındaki alışverişi eklerseniz!

Beyin üzerinde araştırmalar yapan Profesör Anokhin, beynini tümüyle kullanan bir insanın şimdi ve şimdiye kadar yaşamadığına ikna olmuş.

Beynini birazcık kullanan insanlar neler yapabiliyor bir de buna bakalım. Antonio de Marco Magliabechi kitapları okumuyor adeta fotoğrafını çekiyordu. Müthiş bir süratle okuduğu kitapları noktası virgülüne kadar aynen hatırlıyordu.

Christian Friedrich Heinecken iki yaşında İncil'in tarihini tüm gerçeklerini kapsayacak ölçüde biliyordu. Üç yaşında Dünya Tarihi ve Coğrafyasını öğrendi. Dört yaşında Latince ve Fransızca konuşmayı öğrendi.

Paul Charles Morphy 1837'de New Orleans'ta doğdu. Bir satranç dahisi. Dünya Şampiyonluğuna giderken bir yandan Hukuğu bitirdi ve dört dil öğrendi. Bu şaşırtıcı hünerlerine ilaveten, Morphy bir başka dalda belki de ilk ve tek uzman oldu. Gözü kapalı Satranç oyunu.

Bu liste daha da uzatılabilir. Belki de aklınıza bu kişilerin özel kişiler olduğu, bizim onlar gibi olamayacağımız geliyordur. Buna katılmak mümkün değil. Çünkü onların elindeki malzemeyle bizimkisi arasında arasında hiç bir fark yok. Fark onu geliştirmiş olmaktan kaynaklanıyor.

BİLİNÇALTI: BİLGELİK DEPOSU

Bizim bilinçaltımız hem bu hayatımızın bütün bütün duygu ve düşüncelerimizin, anılarımızın deposudur, hem de bütün geçmiş hayatlarımızın. Düşünün belki de yüz, ikiyüz hayat! Bunların tüm bilgi deposu istendiğinde yararlanabileceğimiz bir kaynak olarak orada öyle durmaktadır.

Bizim YÜKSEK BENLİK diyebileceğimiz bu bilgelik merkezi, şimdiki bilincimiz tarafından perdelenmedikçe ortaya çıkartılıp kullanılabilir.

YÜKSEK BENLİĞİMİZ bize çeşitli şekillerde ulaşmaya çalışır. RÜYALARLA, SEZGİLERLE, DUYGULARLA, ANLAMLI RASTLANTILAR oluşturarark. Bütün bunları iyi deşifre edebilmek için o yönde düşünmek ve uyanık olmak alışkanlığını geliştirmek gerkir. Bunun yolu da sessiz ve sakin kalmak. Durup sezgilerin, ilhamların içimizden akmasını beklemek. Yaşadığımız her olayın bir mesaj niteliği taşıdığını görmeye alışmaktır. Böyle oldukça düşünce bize dışarıdan değil, belli bir çabayla zorlayarak değil, sakin ve gevşemiş haldeyken gelir. Bir çok önemli buluşun ve bir çok büyük Sanat eserinin uykudayken küçük ipuçlarıyla gelmesi bu yüzdendir.


DÜŞÜNCEYİ KENDİMİZİ ANALİZ İÇİN KULLANMAK

Dış dünyayı anlamak, iyi satranç oynamak, kitap ezberlemek, dil öğrenmek amacıyla düşünme gücümüzü kullanmak bir ölçüde kolaydır. Asıl zor olan ve bir o kadar da gerekli olan kendi kendimizi anlayabilmek ve değiştirmek amacıyla düşünce gücümüzü kullanmaktır. Çünkü bu durumda düşünen bilincin kendisini gözlemlemesi gibi çift katlı bir devreye girer.

Biz doğumumumuzdan başlayarak, hatta doğumdan önceki hayatlarımızda, hep kendi benliğimizle başbaşa olduğumuz yanlışlarımızı kanıksarız. Onları doğru sanırız. Hatta giderek yanlışlarımızı KENDİMİZ sanmak gibi bir çarpık düşünceye kapılırız. Hatta daha da ilerisi bu Benliği ideal bir Benlik olarak kabul ederiz. Bu ideal Benliğimizi savunmak için her türlü yolu deneriz. Sanki hatalarımız ortaya çıkınca kendi varlığımızı kaybedecekmiş gibi bir hisse kapılırız.

Gerçekte BİZ Hatalarımız değiliz,
BİZ değişen duygularımız değiliz,
BİZ değişen kararlarımız değiliz,
BİZ değişen bedenimiz değiliz,
BİZ değişen düşüncelerimiz değiliz,
Bütün bunların ötesinde, değişmeyen bir Benliğimiz daha var.
Gözlem yapan izleyen Ben'imiz.

Kendimizi bu bilinçle algıladığımız zaman duygularımızı, düşüncelerimizi, yaptıklarımızı dışarıdan seyredip gözlemleyerek düzeltme şansımız olabilir.


ARINDIRILMAMIŞ GÖNÜL ÇARPIK DÜŞÜNÜR.
ARINMIŞ GÖNÜL EVRENSEL AKILLA BİRLİKTE DÜŞÜNÜR.


İnsan dış dünyaya bakarken, kendi duygusal gözlüğünün müsaade ettiği biçimde algılar herşeyi. Bunu hepimiz bir ölçüde kendi yaşamlarımızdan biliriz. Keyifli ve güzel bir şey yaşadığımızda herşey gözümüze güzel görünür. Moralimiz bozuk olduğu zamansa aynı şeyler sıkıcı gelmeye başlar. Kızgın birinin bakışı, hep sinir bozucu şeylere odaklanır. İyimser biri herşeyin iyi taraflarını görür. Buraya kadar bir ölçüde çok bilinen bir gerçeği söylemiş oluyorum belki. Fakat işin bir başka boyutu daha var! Biz dünyaya nasıl bakarsak dünya da bize öyle yanıt verir. Şanssız olduğunu düşünenin işleri hep ters gider. Karamsar kişi hep acıklı olaylarla karşılaşır. İyimser kişi çevresine hep uygun kişileri ve uygun olayları çeker.

KENDİNİ İYİ TANIMANIN GÜCÜ


Kendini çok iyi tanıyan biri, olayları, insanları çok iyi gözlemleyebilecek güce ulaşır. Çünkü bakışında belli bir önyargı yoktur. Herşeyi olduğu gibi görür. Böyle olunca da, o kişi için dünya, olanaklar, güzellikler ve fırsatlar dünyasıdır. Bu kişide yapıcı yaratıcı yetenekler filizlenmeye başlar. Düşüncesi süratlenir ve derinleşmeye başlar. Yavaş yavaş kendinin sanki bir bilgi ve sevgi okyanusunda olduğunda hisseder. Bu okyanus, ihtiyaç halinde her türlü bilgiyi bize ulaştıran bir denizdir. İşte o zaman, beş duyunun ötesinde bir görüş ve algılayış alanına adım atılmış olur. Gözün görme sınırları ötesinde bir görüş, kulağın duyma eşiğinin çok ötesinde bir işitme yeteneği olduğu çıkar ortaya, insanın kendi aklı Evrensel Akıl'la birliktre çalışmaya başlar.


HAYAL GÜCÜ: SEZGİSEL DÜŞÜNCENİN ÇİÇEĞİ

Hayal gücü insanın düşüncelerinin mükemmel bir şekilde resimleştirilmiş halidir. Hayal gücü de geliştirilip mükemmelleştirilebilir. Hayal gücü düşünmekten öte bir şeydir. Gerçekleşmeye en yakın düşüncedir Hayal!

Kelimelerle değil şekillerle düşünmeye başladığı zaman insan beyni fikir oluşturmakla kalmaz, daha da ilerisi YARATMAYA başlar. Eğer bu hayaller gücü ve devamlı bir arzuyla desteklenirse, bir de kafamızdaki fotoğraf bir de sesler ve renklerle zenginleştirilirse gerçekleşme olaslığı artar. Bu konuda günümüzde bir çok araştırma yapılmaktadır. Fakat en iyi araştırma insanın kendi hayatında hayal gücünün mucizelerini DENEYEREK görmesidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

YUVARLAĞI TAM GÖREBİLMEK

13/4/2009 · Kategori: Kuantum


Bir keresinde, Sevgi Dünya'sı dergisi için bir röportaj yapmak üzere iş yerlerini, büroları dolaşıyorduk. Avukatlar, doktorlar, muhasebecilerle konuşuyorduk. Onlara sorduğumuz sorular içerisinde "Sizce biz insanlar dünyada niçin bulunuyoruz?" gibisinden bir soru vardı. O zaman gördük ki bir çoğu bu konuda etraflıca düşünmemişti. "Canım ne olacak? Doğduk, evlendik, çoluk çocuk sahibi olduk, iş kurup çalışıyoruz. Sonra da ölü gideceğiz." Diyorlardı. Bu cevabı vermek için fazla düşünmeye gerek yoktu. Bir çocuk da aynı şeyleri söyleyebilirdi bize. Evet doğuyorduk, evleniyorduk, işe girip çalışyorduk. Ama NİÇİN? Bu soruya doğru ya da yanlış kimse cevap verme çabasında değildi.Yaşam koşusunu bir an olsun kesip şöyle bir durmak, bu olup biten maceraya şöyle uzaktan bakmak, bize bazı ipuçları verebilirdi oysa. O zaman görürdük ki her şey belli bir sebep ve amaçla cereyan ediyordu. Görünen şeylerin ve olayların arkasında gizli bir plan mevcuttu. Belki bu planın hepsinin kavramamız mümkün değildi. Ama düşünüp araştırarak bazı ipuçları yakalamamız mümkün olabilirdi. O zaman gerçeği sadece tek bir yerinden, bir noktasından değil, daha geniş açıdan görmemiz mümkündü. Karanlıkta bir fili tanımaları istenen insanlar farlı şeyler söylerler bize. Filin kuyruğunu tutarlar, bunu bir yılan olduğunu, bacağını yoklayanlar bunun bir tapınak sütunu olduğunu, gövdesine çarpanlar bunun bir duvar olduğunu söylerler, oysa ışıklar yanınca görürler ki bu bir fildir.

HERŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYABİLİR
Gözlerimiz şekilleri, renkleri açık ve net olarak gösterir bize. Ama gördüğünü anlamak, yorumlamak gözü aşan bir şeydir. Söz konusu sadece bakmak ise çocuğun gözleri de eşyaya bakar. Ama bir büyüğün gördüklerini göremez. Büyük bir insan, tecrübeleriyle beslediği aklıyla bakar çevresine, oysa çocuğun bakışı derinlere işleyemez. Akıllı bir insanın bakışı bir şeyin öncesini ve sonrasını kavrayacak biçimdedir. Gözlerimiz bize apaçık her şeyi gösterir. Acaba ne kadarını? Gözümüz yerine bir mikroskopla bir insanın yüzüne baksak derinin üzerindeki hücrelerin varlığını görürüz. Bir elektron mikroskopuyla aynı yüze baksak bu kez tek bir hücre içindeki elektron, proton parçacıklarını izleyebileceğiz. O halde bakış araçlarımız görebileceğimiz alanı belirliyorlar. Çevremizi elimizdeki aracımıza göre görüyoruz. Ama asıl çevremizi anlamlı kılan şey baktığımız şeyin ne anlama geldiğini, niçin orada olduğunu, ne amaçla ve nasıl işlediğini kavramaktır. İşte burada işin içine akıl girer.
Eğer bir filmi ortasından izlemeye başlarsanız, pek bir şey anlamazsınız. Diyelim ki sonunu da seyretmeden çıktınız sinemadan. Bu çok sıkıcı bir şey olur. Anlamsız gelir size film. Oysa başından sona kadar izlerseniz, o filmden belli bir tat alırsınız. O filmle size ulaştırılmak istenen mesajı alır ve bundan belli bir haz elde edersiniz.

İşte insan yaşamını da bu şekilde, bir tek hayat olarak gören biri için, yaşamak sadece evlenmek, iş edinmek ve ölmek olur. Aynı zamanda anlamsız ve abes olur. Başımıza gelen olaylar kör bir talihin rastlantısal sürprizleri olmaktan öteye gidemez. Oysa bakışımızı daha geniş bir açıdan yapabilirsek, yuvarlağı tam görebilirsek, önceki hayatların varlığı, sonra da yaşamaya devam edeceğimizi bilirsek, her şey yerli yerine oturur, her şey bir anlam kazanır. Çektiğimiz sıkıntılar, acılar, belli bir planın parçasında yerlerini muntazaman alırlar.

BİR İNSANIN ÖZÜNE BAKMAK
Bir insanı değerlendirirken de durum aynıdır. Ortalama bir insan çevresindekilerin davranışlarını ilk görünüşleriyle değerlendirir. Ve onları belli bir önyargıyla damgalar. Oysa bir psikolog ya da doğuştan bir psikoloğun bakış açısına sahip biri, davranışların, sözlerin arkasındaki sebebi yakalayabilir.

Diyelim ki biri çok içki içiyor olsun. Ortalama bir insan onun kötü karakterli bir insan olduğu için içtiğine hüküm verip, kestirip atar. Derini gören biri ise, o kişinin belki kendisine güvensizliğinden, belki umutsuz ya da korkak oluşundan içtiğini bulabilir. Ve o kişiye ihtiyacı olan değerler kazandırılınca düzeldiği görülür. Aynı bunun gibi çabuk kızan, bağırıp çağıran birinin, gururunun incindiği için öyle davrandığını düşünebiliriz. Ya da herkesle iyi geçinmeye çalışan , hiç kimseye hayır diyemeyen, hep gülümseyen birinin de eleştirilmekten korktuğunu.

Psikoloji bilimi ile uğraşan bilim adamları, insanları yöneten bazı temel dürtüleri bulmaya çalıştılar. Kimi Cinsel Güç dedi, kimi Aşağılık Duygusu, kimisi de Kendini Gerçekleştirme güdüsü. Bu araştırmalar insanın özüne, daha derinlere bakmak için bir çabaydı. Ve hepsi de bazı noktalardan bazı gerçekleri yakaladılar. Biz de insanı ve kendimizi değerlendirirken, yüzeysel yaklaşımlarla değil, daha anlamlı araştırmalarla sonuca varırsak, ilişkilerimizin daha verimli ve uyumlu olduğunu görürüz. Her insanın hep bir gelişme ihtiyacı içinde olduğu, kendini mükemmelleştirmek için didinip durduğunu, özünün güzellikler ve iyiliklerle dolu olduğunu görürüz. Sevme ve sevilme ihtiyacının davranışlarını belirleyen en önemli güdülerden biri olduğunu anlayabiliriz.

Bunu anlayıp kavrayan biri için kötülük yapan biri ancak Cahil'dir. Bunu kavrayan biri, bir fahişeyi bir azize haline getirir, basit bir balıkçı tarihe adını yazdıran bir resul olur, böyle birinin elinde insanlar değişir, sihirli bir değnek değmişçesine eskisinden güzel, eskisinden akıllı oluverirler. Aslında bu bir mucize değildir, insanın özünü görebilmekten, onun Tanrı'nın Sevgisiyle yaratıldığını bilmekten gelen bir bilgeliğin gücüyle gerçekleşir.

ZAMANA TÜMÜYLE BAKABİLMEK
Bir çocuk için hep şimdidir. Yarın ya da dün bilinci yoktur çocukta. İstekleri için beklemeyi bilmez. İlkellerde de gelişmiş bir zaman bilinci yoktur. İnsan büyüdükçe bu günü ve yarını birbirinden ayırır, ayların ve yılların hesabını yapar. Artık bilir ki acılar sonsuz değildir, sevinçler de öyle. Ulaşılmak istenen her nimet için belli bir zaman gerekir. Her şeyin bir zamanı vardır, yağmurun zamanı, meyvenin zamanı, harmanın zamanı.

Büyümüş bir insanın zaman bilinci de içinde yaşadığı kültürün çizdiği sınırlara hapsolmuştur. Tarım uygarlığında zaman daha büyük dilimlere bölünmüştür, güneşin doğması ve batması gibi. Oysa uzay çalışmalarında bir salisenin bile çok önemli fonksiyonu vardır.

Müslüman bir toplumun üyesi insanlık mecrasının Tanrı'nın bütün ruhları yaratıp huzurunda saf saf topladığı ve o meşhur soruyu sorduğu anda başlar "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" ve yine bu macera Kıyametle noktalanacaktır.

Bir Hıristiyan için İsa'nın yeryüzüne döneceği, iyilerle kötülerin yapacağı Armegedon savaşı önemli bir tarihi noktadır. Bir Budist, insanın enkarnasyonlar boyunca dünyaya gidip gelen macerasını, dünyanın defalarca kıyamete maruz kalmış tarihini algılayabilir. Bir bilim adamı, belli yöntemleri dünyanın yaşını, onun üzerinde insanlığın evriminin başlangıcını tespit ederek, zamanın perspektifi içerisinde insanın yerini bulmaya çalışır. Bunlar hep zamana tümüyle bakabilmek, en küçük parçasından, en uzak noktalarına kadar yakalayabilmek çabasıyla oluşturulmuş kavramlardır. O halde zamanda, hem en küçük birimlerine kadar ölçüp onu yaşayabilme hedefine doğru yürüyoruz, hem de en uzak yerlerinde neler olacağını kestirebilmek hedefine. Tabii ki arada da nerelerden geçeceğimizi saptayabilme. Şüphesiz ki ne insan yaşamı bir tek yaşamla noktalanır, ne içinde yaşadığımız uygarlık ilk ve tek uygarlıktır.

Bütün bunları düşününce hiçbir şeyin öyle tek yönden, tek taraflı değerlendirilmemesi gerektiğini anlayabiliriz. Eğer insan bilerek yaşamak istiyorsa, derinliğine, genişliğine çevresine bakmalı, inceleyip araştırmalı. Zaten bilim dediğimiz şey de bu olsa gerek.

R.ŞANAL

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Söz'ün karşı konulmaz gücü

13/4/2009 · Kategori: Kuantum

 


Sözler vardır bir insana şifa verir. Sözler vardır bir ulusu şaha kaldırır. Sözler vardır hasta eder, bozguna uğratır. Zamanında ve yerinde söylenmiş bir söz, aslında en büyük silahlardan daha etkileyicidir. Kutsal Kitapta söylendiği gibi "Başlangıçta söz vardı."


Atatürk "Ya istiklal, ya ölüm" derken aslında İstiklal Savaşının kaderini belirlemiş oluyordu. Ya da "Ne mutlu Türküm diyene" derken, Türk ulusuna kendine inanmayı ve güvenmeyi aşılamış oluyordu. İnsan tamamen bir telkin varlığıdır. Söz bir tohumun toprağa ekilmesi gibi bilinç altına ekilir ve bir süre sonra meyve verir. Söz iyiyse meyve iyi, kötüyse de meyve kötü olacaktır şüphesiz.

Söz söylemek bir tür büyü yapmaktır. Bu gün artık bilim sözlerin insan üzerindeki etkilerini araştırdığında bu olağanüstü gücü bir kere daha tespit etmiş oluyor. Sözler bir süre sonra yargılara, yargılar kararlara, kararlar inançlara dönüşüyor. Ve inanç insan ruhunda kesin bir YAP-YAPMA emri olarak yerini alıyor. O halde daha mutlu ve verimli bir hayat için insanın özüne uyan güçlendirici sözlerin bulunup, kullanılması gerekiyor. Günümüzde artık "Doğru Sözlere" ihtiyacımız var. İnsanın daha çok sevmesine yardımcı olacak, insanın başarmasına yardımcı olacak sözlere.

Pekiyi nedir "Doğru Söz?" Doğru Söz, Gerçek Söz'dür. İnsan için bilinecek en önemli gerçeklerden birisi de, Tanrının Sevgisinden var edildiği gerçeğidir. Yani insan özde iyidir, güzeldir. Ve yine aynı gerçekten hareketle bütün insanlar eşittir ve aynı haklara sahiptirler. O zaman "Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir" dediği zaman Atatürk gerçeği söylüyordu. Ve onun hedefi Türk ulusunun özüydü.

TARİHİ DEĞİŞTİREN SÖZLER

İkinci Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill Alman bombardımanı altındaki İngiliz halkına bu savaşın "En Güzel Saat" olduğunu söylemişti.

Gorbaçov, açıklık ve yeniden yapılanma kavramlarını ortaya attığında, hiç kimse birkaç yıl sonra komünist rejimin çökeceğini düşünemezdi.

İsa "Tanrı'nın saltanatının yeryüzünde kurulacağını" söyledi. Ve onun peşinden milyonlarca insan "Komşunu kendin gibi sev" sözlerindeki olağanüstü cazibeye kapılarak onun izinden gittiler.

Muhammed "Allah birdir ve O'ndan başka Tanrı yoktur" derken, insanların bütün yaşama biçimlerini değiştirecek anahtar sözü bulduğunu (Cebrail ona söylediği için) pekala biliyordu.
Fransız ihtilali "Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik" sözleriyle sloganlaştırılmış bir hareketin patlak vermesinden başka bir şey değildi. İyi düşünülmüş, zamanında söylenmiş bir söz insanlar tarafından anlaşılabilir bir karar haline geldiği zaman işte böyle tarihin akışını değiştirecek etkiler yaratabiliyor.

GÜNDELİK HAYATTA SÖZ

Şüphesiz bu etkili sözler rastlantıyla söylenivermiş şeyler değildir. Bu insanlar o sözleri söylemeden önce uzun uzun düşünmüşler, insanların günlük sıradan gerçeklik düzeyini aşmışlar, gerçeğe, öze uygun sözcükleri bulup, formüle etmişlerdir. Oysa gündelik hayatta bizler "kestirip atmak", "vaziyeti idare etmek" için havadan sudan kavramlarla yaşıyoruz. Bize öğretilenleri hiç düşünmeden klişe halinde tekrar ediyoruz. Sonuç olarak hayatımız da "tekdüze, donuk, renksiz ve pırıltısız" sürüp gidiyor. Normal bir Türk insanının konuşurken kullandığı sözcüklerin toplamı 200'ü geçmiyor. Belki bazılarımız bunu 1000'e çıkartıyoruz. Şöyle bir oturup duygularımızı tarif edecek bir liste çıkartmaya kalksak, en fazla 15 sözcük bulabiliyoruz. Oysa sözlükleri taradığımızda insan duygularını tarif eden en az 200 sözcük bulabiliriz. Bu da yaşadığımız olayları çok kaba bir yelpazede değerlendirdiğimizi gösteriyor. Belki de ancak isimlendirdiğimiz duyguları hissedebiliyoruz. Diğerleri bizim bilinç alanımıza çarpmıyor bile. Oysa kullanabileceğimiz o kadar çok sözcük var ki! Örneğin Kitab-ı Mukaddes'de 7200 sözcük kullanılmıştır.İngiliz şair John Milton yazılarında 17.000 kelime kullanmıştır. William Shakspeare'in ise 24.000 üzerinde kelime kullandığı, bunların 5000'ini yalnızca bir tek kere kullandığı söylenmektedir.

Örneğin bazı yerli Amerika dillerinde "Yalan" için bir sözcük yoktur. Bu kavram onların dilinin bir parçası değildir. Düşünce ve davranışlarının bir parçası da değildir. Filipinlerdeki Tasabay Kabilesinin dilinde "nefret", "sevmeme", "savaş" sözcükleri de yoktur. İngilizce'de "sevgi" sözcüğü aynı zamanda aşkı da ifade eden Love sözcüğü ile ifade edilir.

O halde hayatımıza sokmak istediğimiz kavramları kullanarak bizi yücelten, özümüze yaklaştıran sözleri kullanarak, dilin bu sihrinden yararlanabiliriz. Bu sözcükleri kullanarak düşüncelerimizi, davranışlarımızı, inançlarımızı yenileyebiliriz. Sözcükleri rastgele amaçsızca değil, bilerek, düşünerek söyleyebiliriz.

SÖZÜN TİCARİ BAŞARISI


Bir nakliyat şirketi, Dr. W. Edward Deming'den çok önemli bir sorunu araştırması için yardım istedi. Şirket yöneticileri nakliye işlerinin % 60'ının yanlış sevkiyat olaylarıyla dolu olduğunu, bu işin kendilerine yılda çeyrek milyon dolardan fazla bir paraya patladığını hesaplamışlardı. Dr. Deming uyguladığı bir yöntemle, kısa bir süre sonra yanlış nakliyat olaylarını % 10'un altına düşürdü. Şirket bir yıl içinde çeyrek milyon dolar tasarruf etmeyi başardı. Pekiyi ne yapmıştı Dr. Deming?

Sadece bir sözcüğü değiştirdi. İşçilerin kendilerine kamyoncu yerine "zanaatçı" demelerini sağladı. Bu şekilde insanın kendisini önemli ve değerli görmesini, çalışma gücünü ve dikkatini arttıracağını biliyordu.

ETİKETLEME


İnsanların kendi hakkında ya da başkaları hakkındaki yargılarını ifade eden sözler çok önemlidir. Eğer kendinize "ben dikkatsiz biriyim" etiketini yapıştırırsanız, aksi olmanız imkansızlaşır. "Ben sinirli biriyim" dediğinizde bu sözcük bilinçaltınıza bir emir olarak gidecek ve siz her olay karşısında sinirli bir insan gibi tepki vereceksiniz. Üstelik başka insanlar da size "o sinirli biri" diye etiket vurarak başlangıçta sizin kendi kendinize yaptığınız bu yargıyı kendi kaderiniz haline getireceksiniz.

O halde kendi kendimize olumsuz etiketler kondurmak tuzağına düşmeyelim. Tam tersine olumlu ve pozitif sözcüklerle kendimizi isimlendirelim. "Ben başarılı bir insanım", "Ben şanslı bir insanım" gibi.

Hatta bu etiketlendirmeler bir süre sonra o insanın kimliğini meydana getiren genellemeler haline geliyor. Bunlar kendinizi hangi gözle gördüğünüzü belirten sözcüklerdir. "Ben zavallının tekiyim" şeklinde bir tanımlandırma o kişiyi gerçekten zavallı bir hale getirmeye yetecek hareketi başlatan tetik görevi görür. Oysa "Ben güçlü ve olgun bir insanım" şeklinde kendinizi değerlendiriyorsanız, bir süre sonra gerçekten öyle olacaksınız demektir.

ALTERNATİF SÖZCÜKLER LİSTESİ


Gündelik hayatta bilmeden, düşünmeden kullandığımız bizi kötü etkileyen bir çok sözcük vardır. Bunların bir kaçı için yeni sözcükler düşünerek bir liste hazırladım:
Kavanoz dipli dünya-Üzerinde rahatça dolaştığımız
Kahpe felek-Benim seçtiklerim
Bunalımdayım-Yeni bir dönem yaşıyorum.
Nasılsın? Diye sorulduğunda "Ehh! Fena değilim" yerine "çok iyiyim",
Çok sinirlendim-biraz bozuldum
Yine başaramadım-Acaba yine neyi eksik yaptım?
Ve bunu gibi sözcükler.......
Bu listeyi siz kendiniz, kendi hayatınızda kullandığınız sözcükleri düşünerek geliştirebilirsiniz şüphesiz.

İÇİ BOŞALTILMIŞ SÖZCÜKLER


Anlamları düşünülmediği zaman ne kadar doğruyu ve gerçeği ifade ederse etsin sözler içi boşaltılmış kavramlara dönerler. Tanrı sözcüğü bile üzerinde düşünülmediği, gerekli gereksiz kullanıldığı zaman anlamını yitirebilir. İnsanlar görünüşte çok önemli ve değerli şeyler konuşuyormuş gibi gözükse de düşünülmeden yapılan bir konuşma etkileyici olmaz. Havada uçup, kaybolup giderler.
Fakat asıl işin tehlikeli yanı bu önemli sözleri söyleyen insanların bir süre sonra kendilerini bilgili sanmaya başlamalarıdır. Gerçekte olup biten şey karşılıklı uçuşan sözcüklerden başka bir şey değildir. Sözler kulağı geçip, akla oradan gönle gidemezler. Bir çok insan ağzı dolu dolu "Demokrasi", "İnsan Hakları", "Laiklik", "Adalet", "Din", "Özgürlük" sözleri eder. Ama üzerinde iyi düşünülmediklerinde bu kavramları ancak dar bir çerçeveden hatta belki çarpıtılmış olarak algılarlar. O zaman belki de aynı şeyi söyleyen iki insan bile sözcüklere farklı anlamlar yüklediği için, anlaşamayıp, tartışabilirler.

SONUÇ: Kendi hayatımızla, dünya ile insanlarla ve Tanrı'yla ilgili kavramları ele alıp, onları en doğru şekilde kullanmak için şüphesiz önce düşünmek gerek. Sonra bulduğumuz sözü en güzel şekilde kullanıp, hayatımıza sokmak, sonra da bu sözün ateşlediği hareketle her şeye yeni bir can, yeni bir hareket, yeni bir perspektif kazandırıp, yeni bir gerçeklik yaratmak. Yani özümüze uygun bir dünya yaratmak: İyi, güzel, doğru bir Dünya!

 Kaynak: http://www.kuantumdusunce.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

REENKARNASYON (YENİDEN DOĞUŞ) NEDİR?

13/4/2009 · Kategori: Reenkarnasyon



Öncelikle şunu anlamalıyız evrensel yasaların yaşamla ilgili en önemlisi reankarnasyon yeniden doğuştur. Bütün canlı hayat için bu yasa işin belkemiğini oluşturur. Rabbimiz adaletli ve esirgeyen, gözetendir. Hiç bir kula var oluş programında hak geçirmez. Normalde etrafımıza baktığımızda adaletten eser göremeyiz. Kimi çok zengindir, kimi çok fakir kimi güzeldir, kimi çirkin bazen özürlü, bazende bir kul doğar ve belki bir kaç dakika sonra ölür. Yaşam içinde bu kısır bir döngüdür bu şekli ile baktığımızda adaletten söz edilemez. İşin en önemli kısmı insan varlığı esas olarak fizik beden ve enerji bedenden oluşur fizik beden ruhun evidir ve bir kabuktur. Enerji bedense ölümsüzdür ve yaşam aslında enerji bedenin gelişimi ve tekamülü için vardır. Bir enerji beden varlığı ana rahminden dünyaya gözlerini açtığı andan sonra gelişimine başlar. Yaşam dediğimiz imtahan başlamış olur. Kader ve kişinin hayatı yorumlama biçimine göre gelecek yaşamlarını belirler. Bir örnek vermek gerekirse geçmiş yaşamda çok büyük düşmanı olduğu ve zarar verdiği bir kişi bu yaşamında bankadan kredi istediğinde .banka müdürü olur. Ruhsal varlığımız aslında her türlü evrensel bilgiye sahiptir. Ama benlik ve şuur bunu algılayamaz veya bir bölümünü algılar.

Yaşam programında ruhsal varlığımızın gelişimi esas alınmıştır. Geçireceği tekamüle göre esaslar belirlenir ve anne, baba bu gelişim bir parçası olarak seçilir. Bir yaşam ruh için asla yeterli değildir. Zengin bir kişinin geçireceği gelişimle fakir veya özürlü bir kişinin geçireceği gelişim asla bir olamaz. Bu yaşam sahnesinde elde ettiklerimiz ve aldığımız dersler gelecek yaşamda daima ileri adım atarak devam eder ve adalet sistemi böylece oluşmuş olur.

Reankarnasyon olgusu M. Ö.  bile vardı eski mısır da iyice var olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Hipnozda elde edilen ve araştırılan olaylar şaşırtıcı boyutlara ulaşmıştır. Hala araştırmalar kürsülerde sürmektedir.

Reenkarnasyon'un anlamı

Enkarne: ete (bedene) girmek
Reenkarnasyon: tekrar ete (bedene) girmek

Basit olarak anlatıldığında reenkarnasyon (tekrar doğuş, tekrar bedenlenme, ruh gezisi) ruhun, doğum ve ölüm sirkülasyonu sayesinde tekrar tekrar insancıl varoluşa geçmesi anlamına gelir. Amaç sonsuz tekamüle ulaşmaktır.

Bütün büyük dinler ve dünya görüşlerinin öğretilerinde bu sirkülasyonun, yani ruhsal boyuttan materyal boyuta ve tekrar ruhsal boyuta geçmenin, gerekli olduğunda yatar.
Ruhun öğrenmek zorunda olduğu tüm dersler ve görevler bittiğinde, yani tekamülü tamamlandığında ancak bu sirkülasyon sona erer ve ruh sonsuzlukta yerini bulur.

Her ruhun amacı o büyük tekliğe, bütünlüğe dönüştür. Burada artık iyiyi veya kötüyü, siyahı ve beyazı, karanlığı ve aydınlığı birbirinden ayıran tezatlık kuralı geçerli değildir.

Reenkarnasyon anlayışına göre yaşam bir okuldur ve bu okulda her insan ayrı bir sınıfta dersini öğrenmeye çalışır. Hayatımızda yaşadığımız krizler, zorluklar birer sınavdır. Ve eğer kendimiz üzerinde çalışır ve bu sınavları aşarsak, hedefimize ulaşmış oluruz.

Ruhların tekrar doğuşu ile ilgili katı bir kural veya sıralama yoktur. Bu tamamen öğrenilen veya öğrenilemeyen dersler ile ilgilidir. İnsan karmasını tamamlayana kadar yaşamda varlığını sürdürür. Yani hatalar veya kötü eylemler iyilerle yok edilene kadar.

Reenkarnasyon'a göre insan eski yaşamında aldığı tüm tecrübeleri ve farkındalıkları yeni yaşamına "getirir" veya "ilave eder" ki, bu yeni yaşamına olgunluk, maneviyat ve bilgelik kazandırabilsin.

Eflatun'a göre reenkarnasyon iki türde varolur:


1. Seçim sistemi: Buna göre ruh eski yaşamındaki eylemlerine uyacak bir hayvan veya insan bedeni seçer. Yani ruh yaşam koşullarını önceden seçmiş ve böylece kaderini belirlemiş olur.
2. Denge sistemi: Burada yeni yaşam tamamen eski yaşama bağlıdır. Eski yaşamda yapılan hataların acısı yeni yaşamda çekilir. Örneğin zenginken fakiri horlayan birisi yeni yaşamında fakirin durumuna düşebilir ve onun çekmiş olduğu acıların aynısını yaşar.

Bu iki sistemde de anlatılmak istenen şu anki yaşamın bir sonraki yaşamı etkilediği veya etkileyebileceğidir. Her koşul bütün kullara eşit bir sistemde sunulur.bu yaşam şartlarını nasıl değerlendiğimize göre bir sınav yaşanacaktır.ve tabii ki bu bir takım sonuçları yaratacaktır.
bizim hayatı nasıl yorumladığımız gelişimimizi sağlayacaktır.ruhsal varlığımız en üst olgunluk seviyesine çıktığında var oluş süreci biter.bu hayatımızda gördüğümüz adalet sistemi hiç hak geçirmeden bütün kullara sunulur.ömür.güzellik.çirkinlik. Özürlü olmak, zenginlik, fakirlik, mutluluk, mutsuzluk. Asla hak geçmez, tüm şartlar ruha sağlanır ve sınavın sonuçları bir sonraki yaşam şartlarını belirler daima ileriye çalışır.

Yaşam şartları hristiyan,müslüman bu her hangi bir dinde şehirde ve koşulda .bütün kullarına eşit şartlar verilir.bir kula bir saat veripte öbür kuluna 100 yıllık bir yaşam kredisi veriliyorsa işte bu dengeler içinde neden diye sormak gerekir.kimseye bir ayrıcalık tanınmaz. Sistem evrensel yasalarla büyük bir düzen içinde çalışır.rabbimizin kullarına sağlayacağı adalet ancak reankarnasyon yasası ile oluşur.

Reankarnasyon un en büyük amacı kişinin gelişiminin nerde bittiği ve bu yaşamda yapılacak işlerin hangi boyutta ve önemde olduğudur. Bu bilinirse yaşam kredisi çok daha dikkatli kullanılır. Bazı olaylar kişi tarafından doğru yorumlanırsa büyük bir kazanç olacaktır .

Kaynak: http://www.astroloji.org/reankarnasyon.asp

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Serendipity, Degerli ve Hoş Şeyleri Bulma Yetenegi

13/4/2009 · Kategori: Kuantum


Basıp geçtiğimiz her şey bize gülümsüyor, çevremiz bizi olgunlaştırıp, yükseltecek sayısız imkanlarla dolu. Fakat bunları uzanıp almak ve kullanmak bize kalmış bir iş. Yeter ki gerçekten olgunlaşmayı isteyelim ve aldıklarımızı iyide kullanma arzusu içinde olalım.

1974 yılıydı sanıyorum. Cağaloğlu'nda yürüyorum, bir ara kaldırım üzerinde Henüz yeni yere düştüğü belli olan birkaç sayfalık kitap görüyorum. Hiç de öyle yerlerden kağıt, gazete toplama adetim olmadığı halde, eğilip alıyorum ve şöyle bir karıştırıyorum. İçindekiler bana ilginç geliyor. Sayfalar Carl Gustav Jung'un "Din Psikolojisi" isimli bir kitabından düşmüş, bu anlaşılıyor. Tam da benim bulduğum bölümlerinde, insan bilincinin derinliklerinde, bilinçdışı ya da ortak bilinçdışı dediği daha derin bir alanını bulunduğunu açıklıyor Jung. Hatta bu ortak bilinçdışının bir tür bilgelik taşıdığını ve Tanrı ile kesişme noktası oluşturduğunu anlatıyor.

Kitabı hemen oracıkta bir kahvehanede yutar gibi okudum. Bu kitap sayfalarını bulmam öyle bir zamana denk düşüyordu ki benim kafamda yaşadığım arayışa en güzel yanıtı oluşturuyordu. Kitap sayfalarının, ama o kitabın ve o sayfaların, o anda orada olması ve benim onu okumam bir rastlantı mıydı acaba? Hayır. Sonradan defalarca izlediğim gibi, benim ihtiyacım olan kitaplar, benim ihtiyacım olan insanlar hep doğru zamanda karşıma çıkıyorlardı. Bunlardan birisi de değerli Ruhsal Araştırmacı Bedri Ruhselman'dı. Ve o kitabında şöyle diyordu: "Rastlantı diye bir şey yoktur." Evet, gerçekten rastlantı diye bir şey yoktu. Her yaşadığımız olayın bir anlamı vardı, her tanıştığımız insan bize bir şey öğretiyordu. Sanki çevremizde her şey elbirliği etmiş bizi bir yerlere yükseltmek için, tam bizim ihtiyacımız olan zamanda, tam bizim ihtiyacımız olan olayları bize yaşatıyordu.


EŞYANIN TABİATINA AYKIRI DAVRANMAMA SANATI: WU-WEİ
Tao'cu felsefede ilginç bir kavram var: Wu-Wei.
Bu kavram, eşyanın tabiatına aykırı davranmamak, hiçbir şeyi gereksiz yere zorlamadan doğru anı bekleme sanatı. Adı üstüne bu bir sanat ve öğrenilmesi gereken bir şey. Bunun için yapılması gereken şey, tetikte olmak, amaç üzerine yoğunlaşmak, neyi istediğini kafanızda iyice netleştirmek, aradığını bulacağına dair kesin bir inanç ve acele etmeden, olayları zorlamadan beklemek.

"Fiziğin Taosu" isimli kitabın yazarı Fritjof Capra, bu sanatı kendi hayatında uygulamış ve kendisiyle çok tanışmak istediği bir psikiyatristle nasıl karşılaştığını bakın nasıl anlatıyor: Bu tartışmaların büyük kısmında Stan Grof'un adı zikredildi ve bana sık sık tavsiye edilen şey, insan potansiyeli hareketi içinde önemli bir şahsiyet olan bu adamla mutlaka tanışmam ve benimkine çok yakın olan bilim ve maneviyata dair düşüncelerini yabana atmamam gerektiğiydi. Wu-wei yaklaşımı uyarınca doğru zamanı kollayarak Grof'la temas kurmak için hiçbir çabada bulunmadım ve 1977 Şubat'ında bir toplantıya davet edildiğimde hayret içinde kaldım, Stan Grof oradaydı.

TÜNEL VİZYONU
Tünel Vizyonu psikolojik bir terim olarak sadece belli gerçekleri yaşamak, diğer geniş bir alana yayılmış olan gerçeklere kendini kapatmaktır. Örneğin bir bilim adamı, kendi görüş alanının dışında bulunan ruhsal gerçeklere karşı kör olabilir. Karamsar bir görüş açısıyla koşullanmış biri çevresindeki olanakları görmeyebilir.

İşte hayatın bereketi ve insanın yaratıcılığına güvenen biri gerçeğin tümünü görür. O her zaman bir yol olduğunu bilir. Hiç umutsuzluğa kapılmaz. Çalışır, üretir ve en mükemmeli bekler. Çünkü onu hak ettiğine inanır. Daha açıkça söylemek gerekirse Tanrı, bütün varlıkları sürekli yükseltmektedir. Bunu gerçekleştirmek için de her aracı kullanır. Aslında yazımızın başlığı olan "Serendipity" Tanrı'nın lütfundan başka bir şey değildir. Serendipitik olaylar hepimizin başına gelir. Ama çoğumuz bunların farkına varmayız ve bu yüzden onlardan yararlanamayız.


HASTALIK VE SIKINTI NASIL LÜTFA DÖNÜŞÜR?
Her şey bizim istediğimiz biçimde gelişmeyebilir. Bazen olmasını çok istediğimiz bir şey bir türlü olamaz. Çeşitli engeller çıkar sürekli. İşte o zaman biz bunu bir işaret olarak kabul edip ya hedefimizde düzeltmelere gitmeliyiz, ya da kendimize yeni hedefler bulmalıyız. Çünkü bellidir ki bu istediğimiz şey bizim olgunlaşmamız ve yükselmemiz için uygun değildir.

Bazen de bir sıkıntı, hastalık bize bilinçaltımızdan gelen bir uyarı niteliği taşır. Bu hastalık ve sıkıntılar bazı şeylerin yolunda gitmediğini hatırlatan sinyallerdir bizim için. Yani bunlar da birer lütuftur.

Orestes ve Yılan Saçlı Cadılar'la ilgili Yunan efsanesinde; lütuf ve ruh hastalığı arasındaki ilişki çok güzel dile getirilmiştir. Orestes, kendisinin Tanrılardan daha güçlü olduğunu kanıtlamak için zalimce davranan Atreus'un oğludur. Tanrılar kendilerine karşı işlediği vu suçtan dolayı Atreus'u cezalandırmak için bütün sülalesini lanetlemişlerdir. Orestes bir ikilem içinde kalarak Yunan geleneklerine göre annesini öldürmek durumunda kalmıştır. Bu günahı cezalandırmak için Tanrılar Orestes'in üstüne yılan saçlı korkunç cadılar salarlar; bunlar sadece Orestes'e görünmektedir. Cadılar gece gündüz, korkunç görünüşleri ve bitmez tükenmez eleştirileri ile Orestes'e azap verirler.

Uzun yıllar süren inziva ve tefekkürden sonra, Orestes Tanrılara başvurarak artık annesini öldürerek işlediği günahın kefaretini ödediğine inandığını, bunun için Atreus sülalesi üzerindeki lanetin kaldırılmasını dilediğini söyler. Tanrılar onu yargılarlar. Orestes'i savunan Apollon söz konusu durumu kendisinin düzenlemiş olduğunu ve Orestes'in annesini öldürmekten başka seçeneği kalmadığı bir duruma düşmüş olduğu için onun sorumlu tutulamayacağını belirtir. Bu noktada Orestes ayağa fırlayarak "Hayır! Annemi öldüren Apollon değil, benim!" diye savunucusuna karşı çıkar. Tanrılar şaşırırlar. Şimdiye kadar Atreus sülalesinden hiç kimse, Tanrılara suçu atmak yerine kendini böyle tümüyle sorumlu bulmamıştır. Sonunda Tanrılar laneti kaldırırlar; ayrıca cadıları da günahları bağışlayan üç Tanrıçaya dönüştürürler. Bunlar sevgi dolu ruhlardır ve bilgedirler, tavsiyeleri sayesinde Orestes, bu iyi talihini sürdürmeyi başarır.

Bu efsanenin anlamı gayet açıktır. Orestes kendi ruhsal rahatsızlığını kabul edip, ondan kurtulmayı istediğinde ve bunun için uzun bir çabaya katlandığında Cadılar iyi Tanrıçalara, ki bunların bir adı da lütuf taşıyıcılardır, dönüşmüşlerdir.

KENDİNİ LUTFA AÇMAK


Bazı insanlar kendilerini bilinçli olarak lutfa açabilirler. Bunun için; Tanrı'nın her varlığı her an kollayıp gözettiğini, onun ihtiyaçlarının maddi ve manevi olarak her an karşılandığını bilmek gerekir. Fakat burada işin dikkat edilecek yanı bu verilenleri uzanıp sadece kendimizin almak zorunda oluşumuzdur.

Mükemmel olmaya hakkımız olduğunu bilmek ve hep mükemmeli talep etmek ve bunu hak etmek gerekir. Etrafımızdaki her şeye Tanrı'dan gelen mesajlar olarak bakmak gerekir. Bunlara bizi mükemmele götüren işaretler olarak bakmak gerekir. Hep uyanık ve tetik olmak, gideceğimiz yolu gözlemek gerekir. Bunun için telaşsız, sakin, kararlı beklemesini bilmek gerekir. Hem kendimiz ve hem başkaları için. Tanrı'dan bir şeyi talep ederken vermek üzere istemek gerekir. Bizde kalsın, bizde çoğalıp biriksin diye değil.

İşte o zaman hak ettiğimiz mükemmel ve huzurlu yaşamı yakalayabiliriz. O zaman kendimizi tam gerçekleştirebiliriz. Olgun ve sevecen bir insan olabiliriz. Ve başkalarının da Tanrı'nın lutfuyla birlikte yaşamasına sebep olabiliriz. Zaten O'nun da bizden istediği bu değil mi?

 Kaynak: http://www.kuantumdusunce.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bunları Biliyormuydunuz?

13/4/2009 · Kategori: Bunlari Biliyormuydunuz_

En uzun sure ucan tavuk 13 saniye havada kalmistir.

El tirnaklari ayak tirnaklarina oranla 4 kat daha hizli uzarlar.

Yilda ortalama 10 milyon kez goz kirpariz.

Yarasalar bir magaraya girdiklerinde once sola donerler.

Sogan dograrken sakiz cignemek goz yasarmasini onler.

Ortalama bir insan gunde 13 kez guler.

Kalbimiz gunde ortalama 100.000 kez carpar.

Thomas Edison karanliktan korkardi.

Dunyanin en eski sakizi bundan 9000 yil oncesine aittir.

Beyaz Saray'da 13092 adet catal, bicak, kasik vardir.

Ortalama bir insan, yilda 1460'in uzerinde ruya gorur.

Bir insan, omuru boyunca ortalama 35000 kurabiye yer.

Timsahlarin dilleri damaklarindadir.

Muz veya yesil elma koklamak zayiflamaya yardim eder.

Aslan kukremesi 5 mil oteden bile duyulabilir.

Bir fare, susuzluga bir deveden daha fazla dayanabilir.

Bogalar renk korudur.

Kirpiler suda batmaz.

New York'ta her gun ortalama 36.000.000 telefon gorusmesi yapilmaktadir.

Sibirya'da insanlar sutu, donmus cubuklar seklinde alirlar.

Las Vegas'taki kumarhanelerin hic birisinde saat yoktur.

Italyan bayragini Napoleon Bonaparte tasarlamistir.

Italya'nin Siena kentinde, ismi Mary olanlarin fahiselik yapmasi yasaktir.

Uzay yolculugunda tasinacak her extra kilo icin gerekli olan yakit miktari 530 kg dir.

Istokozlarin kani mavi renktedir.

Timsahlar daha derine batabilmek icin tas yutarlar.

Kalinligi ve buyuklugu ne olursa olsun hicbir kagit parcasi 7 kereden fazla katlanamaz


Suudi Arabistan'da bir kadin kocasina kahve yapmazsa bu bosanma nedenidir.


Bir köpekbaligi 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kani hissedebilir.

Insan midesi, 2 haftada bir iç zarini yenilemekzorundadir; aksi halde kendi kendini sindirir.

Bir bardak taze sampanyanin içine bir kuru üzüm atarsaniz, üzüm asansör gibi bardagin altindan üstüne, üstünden altina sürekli dolasir.

Eger agzimiza attigimiz bir seye tükürügümüz degmezse, onun tadini anlayamayiz.

Erkek peygamber devesi, disinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.


George Washington, evinin bahçesinde marijuana yetistirirdi.

Zürafa, kulagini 53 santim uzunlugundaki dili ile temizler.

Lübnan'da disi bir hayvanla cinsel iliskiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktir.

McDonalds'in karinin yüzde 40'i çocuk menüsü satisindan gelir.


Her insanin dilinin izi de parmak izi gibi farklidir.


Einstein, 9 yasina kadar düzgün konusamamistir. Ailesi onun özürlü oldugunu düsünmüstür.

Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin fark etmedigi kirmizi bir otomobil görünür.


Her gün dogan çocuklarin ortalama 12'si yanlis anne babaya verilmektedir.


Kagit para sanildigi gibi kagittan degil pamuktan yapilir.


1950'den önce kenevir, agaç kabugu ve marijuana yapragi kullanilarak yapilirdi.

Çikolatanin köpekleri öldürdügü dogrudur. Onlarin kalbine ve sinir sistemine zarar verir.

Yarim kilo kadar çikolata küçük bir köpegi öldürebilir.


Birçok ruj çesidi balik pulu içerir.


Katil balinalar köpekbaliklarinin midesine alttan torpil gibi vurarak onlari öldürür.


Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya'da yasaklanmistir. Nedeni kahramanlarin don giymemesidir.


Ketçap 1830'lu yillarda ilaç olarak satilirdi.

Insan kalbi, kani pompaladiginda yarattigi basinc ile kani 10 metre uzaga firlatabilir.

Bir domuzun orgazmi 30 dakika surer.

Basinizi surekli olarak bir duvara vurarak saatte 150 kalori harciyabilirsiniz.

Bir karinca agirliginin 50 kati agirligi kaldirabilir, 30 kati agirligi cekebilir ve zehirlendiginde her zaman sag tarafina dogru duser.

Bir hamambocegi 9 gun basi koparilmis olarak, acliktan olene kadar yasayabilir.

Bazi arslanlar gunde 50 defa ciftlesebilirler.

Sicrayamayan (ziplayamayan) tek hayvan fildir.

Devekusunun gozu beyninden daha buyuktur.

Deniz yildizinin beyni yoktur.

Kutup ayilari solaktir.

Zevk icin sevisen yaratiklar sadece insanlar ve yunuslardir.

Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

Degerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.

Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer Cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.

Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.

Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.

Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladir.

Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.

Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarinin büyüklüğüne eşittir.

Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.

Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.

İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmaginki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.

Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.

Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir.

Kanada, Kızılderili dilinde "buyuk koy" anlamina gelmektedir.

İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.

ABD'de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin ücte biri ya hapiste ya da gözaltinda tutulmaktadır.

Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tiraş olmak için harcar.

Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.

Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir.

Bir kurbaga kendi uzunlugunun 350 kati kadar oteye sicrayabilir. Bu bizim bir futbol sahasinin bir ucundan bir ucuna atlayabilmemiz gibi bisey..

Unutmayin ki, biri sizi kizdirdiginda yuzunuzu asmak icin vucudunuzdan 42
kasinizi kullanirsiniz.. ( Kasim kasim kasilasin emi... )

Kamplumbağalar kıçlarından nefes alabilirler!

İnsan saçı, üç kilo ağırlik kaldırabilecek esnekliktedir.

Gunumuzde, evlenenlerin yuzde ellisi bosanmaktadir.

Beethoven beste yapmadan once kafasini soguk suya sokardi.

Her 25 kişiden biri astim hastasidir.

Dunyadaki hayvanlarin yuzde sekseni alti ayaklidir.

Kaptan Cook, Antarktika haric butun kitalara ayak basan ilk insandir.

Gun işigindan daha fazla yararlanmak icin saat uygulamasini Benjamin
Franklin başlatmıştır.

Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe cokmesi bir saatten uzun surer.

Bugune kadar olculmuş en buyuk buz dagi, 200 mil uzunlugunda ve 60 mil genişligindedir ve Belcika'dan daha buyuk bir yuzolcumune sahiptir.

Bugune kadar kaydedilmiş en buyuk dalga, 1971 yilinda Japonya'nin Ishigaki Adasi'nda 85 metre yuksekligine ulaşmiştir.

Acik bir gecede, ciplak gozle iki bin ayri yildizi gormek mumkundur.

Sahra colundeki Tidikelt kasabasina on yil boyunca hic yagmur yagmamiştir.
Mumyalarin ayak parmaklari tek tek sarilarak mumyalanmistir.

Yataktan duserek olme olasiligi iki milyonda birdir.

Kita isimlerinin hepsi ayni harfle baslayip ayni harfle biter.

Herhangi bir okyanusun en uzak oldugu nokta Çin'dir.

Kis aylarinda, Moskova'daki buz pateni pistleri 250 binmetrekarelik bir alani kaplar.

Rusya'da dogudan batiya dogru seyahat edilirse, yedi saat kusagi gecilir.

Norvec'in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gunduz gunesli gecer.

Sadece disi sivrisinekler isirir.

Dunyada her dakika iki tane dusuk siddette deprem olmaktadir.

Hindistan'daki yillik dogum sayisi, Avustralya'nin toplam nufusundan fazladir.

Rusya'nin dortte biri ormanlarla kaplidir.

Tarih boyunca yeryuzunde bulunan altinin 200 kat daha fazlasi okyanuslarda bulunmaktadir.

Kopeklerin ter bezleri ayaklarindadir.

Larry Hagman (JR.) Dallas dizisinin setinde hic kimsenin sigara icmesine izin vermezdi.

Yilanlar duyamaz.

Zürafalar yüzemez.

Karincalar uyumaz.

Kirpiler suda batmaz.

Sineklerin 5 gözü vardir.

Zürefalarin ses telleri yoktur.

Fareler kusamaz.

Develerin üç tane kasi vardir.

Bir sinegin hizi saatte 8 km dir.

Kelebekler ayaklari ile tat alirlar.

Kangurular geriye dogru yürüyemez.

Kediler seker tadini ayirt edemezler.

Atlar bir ay kadar ayakta kalabilirler.

Timsahlar dillerini disari çikaramazlar.

Baykus, mavi rengi görebilen tek kustur.

2600 kadar degisik cins kurbaga vardir.

Yetiskin bir ayi, bir at kadar hizli kosabilir.

Deniz kobrasi dünyanin en zehirli yilanidir.

Bir yilda gozumuzu tam 4.200.000.000 kez kirpiyoruz,


Turkiye'de Mehmet adinda 1 milyon 229 kisi var.

Peru'da hic umumi tuvalet yoktur.

Elektrikli sandalye bir disci tarafindan icat edilmistir.

Amerikan hava yollari, ucuslarda yolculara sundugu kahvaltilarda her tepsiden bir zeytini kaldirarak 1987 yilinda 40 bin dolar kar etmistir.


Ingiltere'de butun kugular kralicenin malidir.


Yunuslar bir gozleri acik uyurlar.


Bir insan, yasami boyunca iki yuzme havuzunu dolduracak kadar tukuruk
salgilar.

Karadul örümceği, bir günde 20 eşini yer.

Beş gözü olan arılar, her yıl yılandan fazla insan öldürüyor.

Uçan balıklar 90 metreye kadar yükselebiliyor.

Güvelerin mideleri yoktur.

Dünyanın en büyük yumurtası köpekbalığınınkidir.

Köstebek bir gecede 90 metrelik tünel kazabilir.

Bedenine oranla en büyük beyin karıncalardadır.

Bir bukalemunun dili, bedeninin iki katı uzunluğundadır.

Kalkan balıkları yavruyken dişidir ancak 5 yaşına geldiklerinde birçoğu erkeğe
dönüşür.

Bir salyangozun diş sayısı 25 bini bulabilir.

Çita, saatte 70 kilometre hıza iki saniyede çıkar.

Salyangozlar yemek yemeden üç yıl uyur.

Hindiler yağmurda başlarını havaya kaldırır.

Tarantula örümcekleri 2.5 yıl aç kalabilir.

Bir farenin spermi, filin sperminden uzundur.

Balinalar geri geri yüzemezler.

Dünyadaki tüm karıncaların ağırlığı, tüm insanların ağırlığının 10 katıdır.

Kaburgasız doğan develerde 3 çift gözkapağı var.

Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor. Sizi gizliyor. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuz anlamamalarını sağlıyor.

Taze kakao, içinde bulunan sıvı kan plazması yerine kullanılabiliyor.

Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insanın ölmesine neden
oluyor.


Uyurken TV izlerken olduğundan daha fazla kalori harcarsınız!!

Dişçiler diş fırçalarının tuvaletten en az iki metre uzakta tutulmasını tavsiye ediyorlar. Sıçrama nedeniyle havaya karışan partiküllerden fırçanızın korunması için!

Kupa papazı, bıyıksız olan tek papazdır!

Boeing 747'nin kanatları uçakla uçmayı ilk başaran Wright Kardeşlerin uçtuğu mesafeden daha uzundur.

Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir!

Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar!

Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.

Marlboro şirketinin ilk sahibi akciğer kanserinden öldü!

Barbie'nin tam adı Barbara Millicent Roberts'dir.

Michael Jordan, bir yılda Malezya'daki Nike fabrikasında çalışan tüm işçilerin toplam gelirinden daha fazla gelir kazanmaktadır.

Marilyn Monroe'nun altı adet ayak parmağı vardı!

Walt Disney'in kendisi fareden korkardı!

İnci sirkeye konulursa erir!

İnekler merdiven çıkabilir, ama inemezler!

Ördeklerin vak sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez!

8 yıl 7 ay 6 gun boyunca ciglik atmakla olusacak ses enerjisiyle, bir bardak nescafelik su isitilabilir.

6 yıl 9 ay boyunca "PIRT" yapildiginda cikacak gazla, bir atom bombasi uretilebilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Meditasyon Hakkında Herşey

13/4/2009 · Kategori: Meditasyon




Burada  okuyacağınız bilgiler herhangi bir oluşum veya grubun ilkelerinin yansıtılması veya yanlızca belirli bir yolun tantılmasını içermez. Tüm bilgiler genel olarak meditasyon çalışmalarını olabildiğince geniş kapsamlı olarak herkese ulaştırmaya yöneliktir. 

Elbetteki meditasyon ile ilgili tüm bilgilerin buraya sığdırılması mümkün değil... Amaç herhangi bir baskın bilginin etkisinde kalmadan tüm değerlere açık ve her birine aynı mesafede olarak meditasyon teknikleri hakkında basit ama uygulanabilir bilgiler vermektir.

Insanoğlu seçme yasasına tabi bir ruh varlığı olduğuna göre tüm bilgileri incelemeli ve bunların içinden kendisine en uygun yolu araştırarak bulabilmelidir.

Meditasyon, tüm felsefi yolların kullandığı bir çalışma yöntemidir. Dinlerdeki bazı yöntemlerin meditasyon olduğu bir gerçektir. Burada okuyacağınız bilgiler herhangi bir dinsel bağ içermez. Tüm inanç sistemlerine saygı ile yaklaşırız. Hiç birinin bir bölümünü veya tamamını reddetme, yargılama veya kötülemeye kimsenin hakkı yoktur, bu sayfa meditasyon hakkında dünyaca kabul edilmiş çeşitli bilgileri sunmaktadır.

Meditasyon Yoga'nın ayrılmaz bir parçasıdır...

Meditasyon kişisel bir ruhsal gelişim çalışması olduğuna göre etki ve faydaları kişiye göre değişir ancak bu, meditasyon üzerine bazı genellemeler yapılmasını engellemez.

Meditasyon, duyulardan kaynaklanan düşüncelerin artık söz konusu olmadığı bir bilinç durumudur. Bu durumda zihinde, bir amaca yönelik olarak sürekli bir akım meydana gelir ve  tek bir dalga oluşur.

Meditasyon,düşüncenin konsantrasyon konusunda doğru ve düzenli akışıdır.  Konsantrasyonun hemen arkasından ortaya çıkan haldir, yogik skalada yedinci dereceye ulaşmadır.

Meditasyon,insanı yaşarken ölümsüzlüğe, yani ebedi mutluluğa ulaştıran bir araçtır.  Bu ebedi mutluluk tam anlamı ile ruhsal özgürlük halidir ki ; bu hale ulaşan varlık için artık süphe,kuruntu ve dünyasal dertler ortadan kalkmıştır. Bu duruma ulaşmış kişinin karması ile tüm bağları tek tek kopar. 

Meditasyon,öz benliğin gıdasıdır. Nasıl bedensel varlığımızın günün belirli saatlerinde maddi gıdaya ihtiyacı bulunuyor ve bunu titizlikle karşılıyorsak,aynı şekilde ruhsal varlığımızın da günün belirli saatlerinde bu ruhsal gıdaya ihtiyacı vardır.

Düzenli uygulanan bir meditasyon çalışması, insana sezgisel bilgi yolunu açar, zihin sakin ve istikrarlı bir hal alır.  Kozmik bilinç ile birleşme yüce hali içerisinde, evrensel bilgi  ile bağlantı kurulur. 

Gerçek huzura kavuşmanın yolu meditasyondur.  Gerçekte meditasyon sırasında zihnini kontrol altına alamış bir kişi öz benliğine ait bilgiye  ulaşır.  Meditasyonun vermiş olduğu huzur ve sükuneti tadmamış bir kişinin mutluluğu eksik kalmış sayılır?....

Meditasyonun ateşi, her türlü alt seviye dürtülerini  yok edip ; insanı, doğrudan doğruya sonsuz özgürlüğü getirecek öze sahip yüce bilgiye ulaştıracaktır.

Meditasyon için gerekli genel şartlar :

  • Hergün düzenli olarak belirli saatlerde disiplinli bir şekilde çalışılmalıdır. En uygun zaman 03.30-05.30 arasıdır.
  • Meditasyon için, sessiz, temiz havalı sade bir ortam hazırlanmalıdır. 
  • Temizlenmiş, arınmış bir beden şarttır.
  • Belli bir yer seçilmeli ve genellikle aynı yerde yapılmalıdır

Meditasyon çeşitleri:

Binlerce çeşit meditasyon yöntemi vardır, ancak sık rastlanan meditasyon şekilleri şunlardır ;

  • Belli bir objeye konsantre olunarak yapılan meditasyon. 
  • Belli bir mantranın tekrarı ile uygulanan meditasyon 
  • Ses, müzik, tını meditasyonu 
  • Raja Yoga meditasyonu 
  • Laya yoga meditasyonu 
  • mantra ( ezoterik ses tınısı)ile yapılan meditasyon
  • Yantra ( Ezoterik diagramlar) ile yapılan meditasyon. 
  • Çakra meditasyonu. 
  • Tantrik (Maithuna) meditasyonu. 
  • Mandala meditasyonu

Daha sayısız tekniği eklemek mümkündür.

Meditasyonda fiziksel bazı engeller :

  • Gereksiz yere devamlı yer değiştirme, sabit oturamama 
  • Disipline olamama
  • Bedene olan aşırı bağımlılık, 
  • Maddeye olan aşırı bağımlılık 
  • Çeşitli hastalıklar 
  • Tartışmacı kişilik 
  • Elverişsiz çevre 
  • Bazı arkadaşlar
  • Egoizm 
  • Aşırı cinsel v.s. dürtüler, zaaflar 
  • Oburluk
  • Açlık
  • Düzensizlik 
  • Gereksiz el, kol hareketleri 
  • Uygulama kurallarına uymama 
  • Çok konuşma, dile hakim olamama 
  • Sosyal statü 
  • Alkol
  • Sigara
  • Her türlü uyuşturucu veya uyarıcılar

Meditasyonda zihinsel engeller:

  • Öfke 
  • Kötümserlik 
  • Şüphecilik 
  • Rüyalar 
  • Korkular 
  • Kararsızlık, sebatsızlık. 
  • Şuuraltı etkileri
  • Hüzün 
  • Kindarlık 
  • Sabırsızlık 
  • Kıskançlık 
  • Hatıralar 
  • Zihinsel tartışmalar. 
  • Önyargılılar,
  • Hoşgörüsüzlük,
  • Bağnaz inançlar

Sonuç olarak denebilir ki;

Meditaston varlığı huzura ulaştıran en güzel yoldur, çünkü kişi hiç bir dış etki olmaksızın, huzuru bizzat tadar ve yaşar.

Tüm dünyasal dert, stres, acı sebeplerinin kaynağına ulaşılarak onları yok eder.

İnsana herşeyi görmeyi öğretir;  evrenle bütün olma duygusunu verir.  Meditasyon, zihin kapısını sezgisel bilgiye açar , saklı olan birçok kişisel gücün ortaya çıkmasına zemin hazırlar. 

Kaynak:
http://www.nevagelisim.com

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Meditasyon Çeşitleri

13/4/2009 · Kategori: Meditasyon




Kendinize göre seçebileceğiniz ve uygulayabileceğiniz değişik meditasyonlar bulunmaktadır. Aşağıda örnek olarak bazı çeşitleri yer almaktadır; Mantra Meditasyonu Mantra Sanskrit dilinde kutsal veya sihirli sözcük anlamına gelen bir söz. Mantra meditasyon uygulamasının temeli, mantranın ard arda tekrarlanmasından ibarettir. Mantranın ardarda tekrarlanmasındaki amaç düşüncelerin zihne girmesini engellemek ve dikkati tekrar edilen mantra üzerinde yoğunlaştırmaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta yoğunlaşmanın zorlamayla değil, doğal bir şekilde olmasıdır. Nefes Üzerine Yapılan Meditasyon Uygulaması Nefes üzerine yapılan meditasyonun temeli, nefes alış verişinin bilinçle izlenmesidir.

Bilinçle nefes alıp vermek, nefes alıp verdiğinin ayrımında olmak nefes üzerine yapılan meditasyonun özüdür. Bu meditasyon uygulamasında dikkat edilmesi gereken nokta nefesinize karışmadan, nasıl nefes alınıp verildiğine kafa yormadan sadece nefesin bilinçlilikle, dikkatle izlenmesidir. Nefes üzerine yapılan meditasyonda nefesin dikkatle izlenmesini kolaylaştırmak için nefes alışları ya da nefes verişleri de sayılabilir. Görsel Meditasyon Görsel meditasyon açık gözle de kapalı gözle de yapılabilir. Herhangi bir obje meditasyonun konusu olabilir. Bir çiçek, bir taş ya da hoşunuza giden herhangi bir obje. Gözleriniz açık olarak seçtiğiniz nesneye bakmakla başlarsınız. Daha sonra ise gözlerinizi kapatıp cismi gözünüzün önünde canlandırmaya çalışarak devam edebilirsiniz. Görsel meditasyonun çeşitli uygulamaları bulunmaktadır.

Görsel meditasyonda önemli bir yeri olan da doğulu sanatçılar tarafından meditasyona değişik bir konsantrasyon sağlamak için yaratılmış özel yantra veya mandala adı verilen simgesel şekillerdir. Bunlar en çok Hindistan ve Tibet'in Tantrik Yogasında kullanılmaktadırlar. Mandalalar yuvarlaklar içine yerleştirilmiş diyagramlar ve resimlerdir. ‘Daire' anlamına gelen Sanskritçe bir sözcüktür. Daire çok yüksek bir evrensel semboldür. Değişik kültürlerde kutsal olanı, evreni, kozmik bilinci, cenneti, varoluşun bütünlüğünü gösterir. Yantralar ise görsel meditasyon için özel olarak çizilmişlerdir ve simgesel resimdirler. Kelime anlamı ‘enstrüman'dır ve Sanskritçe bir sözcüktür.

Çizilmiş, boyanmış, oyulmuş, kum veya topraktan yapılmış bir şekil olabilirler. En çok görülen desenler bir daire, kenetlenmiş üçgenler ve karedir. Daire evrendir, kenetlenmiş üçgenler mistik birliği, kare ise toprağı sembolize eder. Müzik Meditasyonu: Bu meditasyon müzik dinleyerek yapılır. Konsantre olunan şey müziktir. İçinizde güzel duygular uyandıran sakin bir müzik kullanabilirsiniz. Ya da meditasyon için özel olarak hazırlanmış müziklerden faydalanabilirsiniz. Bin Yapraklı Lotus Meditasyonu: Bin yapraklı lotus her şeyin birbirine bağlı olduğu, aslında hiçbir şeyin evrenin kalan kısmından ayrı olmadığı düşüncesinin sembolik ifadesidir. Aydınlanmayı sembolize eder. Onun kökleri çamurdadır ama çiçekleri su yüzünde açar ve güzelliklerini ortaya koyar. Hindu'ların yaratıcı tanrısı olan Brahma evreni yaratırken bin yapraklı bir lotusun ortasında durduğu söylenir. Bir başka efsaneye göre ise (Budist Efsanesi) Buda doğduğunda topraktan sekiz tane geniş yaprağı olan bir lotus çiçeği çıkmıştır. Lotus çiçeği nilüfer çiçeğidir.

Bin taç yaprağı düşüncesi nesnelerin sonsuzluğunu ifade etmektedir. Aslında taç yaprakların sayısının sınırı yoktur. Bu meditasyonda lotusun merkezine bir sözcük, düşünce veya görüntü seçebilirsiniz. Seçtiğinize odaklandıktan sonra çağrışımlarla meditasyon devam eder. Chakra Meditasyonu: Bir diğer meditasyon çeşidi de başın tepesiyle kuyruk sokumu arasında yerleşmiş enerji merkezlerinin imajinasyon yoluyla harekete geçirilmesidir. Sayısı değişik olarak bilinmekteyse de genel olarak söylenen yedi tane chakra vardır. Her biri bir görsel bir ses sembolü vardır. Yani bir yantrası ve bir mantrası vardır.

Ayrıca her birinin rengi de vardır. Mantra kullanarak chakra meditasyonu yapılacaksa mantra sevgi, huzur, birlik, barış gibi sözcüklerden seçilebilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Sitenizesayac.com